Matmazel Zey Zey

Predestinasyon Nedir? Predestinasyon Hakkında Geniş açıklama

22.09.2022
63
Predestinasyon Nedir? Predestinasyon Hakkında Geniş açıklama

Predestinasyon Kelimesi Latince ” praedestinare “, ” Bir şeyi önceden belirlemek “, ” Hedefe yönelmek ” kelimesinden türetilmiştir; türetilen isim ” praedestinatio ” sadece kilise metinlerinde ortaya çıkar ve bir insanın Tanrı tarafından iyileştirilmesi ya da lanetlenmesinin önceden belirlenmesini tanımlar. Predestinasyon ebedi ruh sağlığının ( Determinizm ) determinizm problemini ortaya koymaktadır.

 

Predestinasyon her şeyden evvel bir Hıristiyan meselesidir. İncil ‘de bununla ilgili çelişkili ifadeler vardır. Örneğin Pauls’un Timoteos’a gönderdiği mektupta bir yandan şöyle der( 1. Timoteos 2:4 ):

O ( Tanrı ) bütün insanların kurtulup hakikat bilgisine erişmesini ister.

 

Peygamber Matta İncilinde ise şöyle der ( Matta 22:14 ):

Zira çağırılanlar çok, fakat seçilenler azdır.

Bunların yanına, Tanrı’nın henüz Tevrat’ta İsrailoğullarının kalbini ” katılaştırdığı ” gelir, öyle ki  bunlar Kahinler’in uyarılarını dinlemezler. Peygamber Yeşaya’nın hidayetinde RAB şöyle der ( Yeşaya 6:9 ):

” Git ve bu kavme söyle “dedi. ” Duyacak, duyacak fakat anlamayacaksınız; bakacak, bakacak fakat görmeyeceksiniz ! “

 

Peygamber Yeşaya’daki bu ve diğer yerlerde katı Yahudi düşmanı Protestan Yuhanna, Yahudiler’in Tanrı tarafından kabul edilmediğini ve gelen Mesih’e inanamayacaklarını gösterir ( Yuhanna 12:37 ):

Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştiği halde O’na iman etmediler. Bütün bunlar Peygamber Yeşaya’nın söylediği şu sözler yerine gelsin diye oldu: ( Yeşaya 53:1 )” Rab, verdiğimiz habere kim inandı ? Rab’bin gücü kime açıklandı ?  “

 

İşte bu yüzden iman edemiyorlardı. Nitekim Yeşaya başka bir yerde şöyle demişti.

( Yeşaya, 6,9 ve 10 ): ” onların gözlerini kör etti ve yüreklerini katılaştırdı ki, gözleri ile görmesinler ve yürekleri ile anlamasınlar ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onlara şifa verirdim.”

Ancak predestinasyonun ana metni, Paulus’un Romalılar’a gönderdiği mektubun 9. Bölümü’nde bulunur. Önce taksid edilen yakup’un ve reddedilen Esav’ın hikâyesini hatırlatır. ( Romalılar 9:11-13,16,18-21 ):

 

Çünkü çocuklar henüz doğmamış ve iyi yahut kötü bir şey yapmamış iken, Tanrı Rebeka’ya: ” Büyüğü küçüğüne kulak edecek ” dedi; nitekim: ” Yakub’u sevdim, fakat Esav’dan nefret ettim, “.… Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır…. İmdi öyle ise, istediğine merhamet eder ve istediğini sertleştirir.

İmdi bana diyeceksin: ” Artık niçin insanı kabahatli tutuyor ? Çünkü kim onun iradesine karşı durabilir ?  “

 

Hayır, fakat ey insan sen kim oluyorsun ki, Tanrı’ya karşılık veriyorsun ? ” Acaba kendine şekil verilen şey, şekil verene:  ‘ Niçin beni böyle yaptın ‘ der mi ? “  Yahut aynı yığından bir kabı hürmet için ve bir başkasını hürmetsizlik için yapmaya çömlekçinin balçık üzerinde kudreti yok mudur ?

Tanrı’nın ” istediğine acıdığı ” ve ” isteğine kimsenin karşı duramadığı ” bu ikilem, teologları günümüze kadar meşgul etmiştir. Paulus’un kendisi bile Filipililer’e gönderdiği mektupta, Tanrı’nın henüz doğumdan önce alınan takdis veya reddetme kararına rağman saadetin nasıl edinildiğini belirtir ( Filipililer 2:12-13 ):

 

İmdi, ey sevgili kardeşlerim, nasıl daima itaat ettinizse, şimdi yanlız ben aranızdayken değil, ancak ben gaip iken daha çok ziyade korku ve titreme ile kendi kurtuluşunuzu etkili kılın. Çünkü kendi rızası için sizde hem istemeyi, hem işlemeyi amil olan Tanrı’dır.

Diğer kelimelerle: birisi gerçekten saadetli olmak istiyorsa, Tanrı söz konusu kişide, hoşuna gittiği için bu saadet isteğini yerine getirmiştir. Bu insan bu nedenle onu saadete götüreni hür iradesi ile yapmaktadır.

 

Büyük teolog Augustinus’un aklına bu hür irade sorunu ile ilgili olarak çok değişik bir şey gelmemiştir. Martin luther insan iradesi ile ilgili Hür olmayan İrade eserinde tam tersi bir sonuca varmıştır: İnsan iradesi tamamen hürriyetsizdir. Çünkü aksi söz konusu olsaydı insan şöyle düşünebilirdi, ” kurtuluşu için çok az bir katkıda bulunabilir, kendine güvenerek ve kendinden şüphe de duymayarak… ( fakat kendinden tamamen şüphe duyan ) ve etkide bulunan Tanrı’ya tapmaktadır; onun kurtulması için ona merhamet edilecektir

 

XX. yüzyılda büyük teologlar Karl Barth ve Paul Althaus, Roma mektubunda ele alınan predestinasyon problemi ile oldukça sıkı biçimde ilgilenmiştir ve bu arada, Paulus’un seçilmiş ve reddedilmiş ile farklı insanları değil bütün insanları kasttettiğini, öyle ki herkesin Tanrı’nın hem asabiyeti hem de inayeti altında bulunduğunu açıklayarak bir tür kuantum kuramsal tanımlamaya ulaşmışlardır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.